Türk Modeli Dürtüsü
Müslüman, Laik ve Demokratik Türkiye, Arap Dünyasının Bakışlarını Üzerine Çekiyor. Ancak ne kadar verimli olursa olsun, her derde deva olmaktan uzak, zira bazı çelişkileri var.Belçika’nın La Libre Belgique adlı haber portalının haberidir.Bir yıldır Arap dünyasını çalkalayan ayaklanmalar, o zamana kadar diktatörlük rejimleri tarafından susturulan İslamcı muhalifleri ön plana çıkardı. Ilımlı İslamcı olarak adlandırılan bu partilerin ön plana çıkışları, Tunus, Fas ve kesin sonuçlar olmasa da Mısır’da elde ettikleri zaferlerle gerçek oldu. Yönetim için bir model arayışındaki bu Müslüman ülkeler, yeni bir devlet markası oluşturan İslamcı muhafazakâr parti yönetimindeki laik ve Müslüman ülke Türkiye’ye yöneldi. Gerçek bir başarıyla. 10 yıllık iktidardan sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın partisi AKP, Türkiye’yi dünya sıralamasında 17. ekonomik güç konumuna getirdi ve bölgesel diplomatik emelleriyle dini, siyasete sokma emellerini saklamadı. Aslında Arap ülkelerinin Türk usulü Müslüman demokrasiye olan ilgileri, yıl sonunda satışa çıkan ve uzman Dorothée Schmid başkanlığındaki “Orta Doğu’daki Türkiye. Bölgesel Bir Gücün Dönüşü mü?” (Turquie au Moyen-Orient. Le retour d’une puissance régionale?) adlı kitapta da belirtildiği gibi yeni bir şey değil. Fransız Uluslararası İlişkiler Enstitüsünde (IFRI) çağdaş Türkiye programı sorumlusu Schmid ile söyleşi. SORU: Türkiye ne şekilde Arap dünyası için bir model olabilir? SCHMID: Amerikalılar, İslamcı bir partinin demokratik yollarla iktidara geldiği ve devleti siyasal olduğu kadar ekonomik reformlarla yönetmeyi başardığı bir ülke görüyorlar. Kültürel açıdan da, zira AKP, Orta Asya kökenlerini canlandırarak ve modern bir şekilde sunarak Osmanlı kültürel gelenekleri ile Kemalizmi karıştıran bir tür bağdaştırma gerçekleştirmeyi başardı. Arap dünyasını istila eden Türk tv dizileriyle popülerleşen bir tür Türk usulü İslami modernlik söz konusu. Diğer taraftan, ülkenin Doğululaşma içgüdüsünü denetimi altında tutmakla görevli Batı yanlısı ordu gözetiminde, siyasi projelerini gerçekleştiren laik bir Türkiye var. Bugün Erdoğan Orta Doğu turnesine çıktığında, yerel Müslüman partileri laikliğe davet eden Müslüman bir yönetici gibi davranıyor. Batılı ülkelerin çelişkili olarak algıladıkları iki öğeyi bir araya koymaya çalışıyor. SORU: Türk usulü ılımlı İslamcılık, Atatürk’ten miras kalan ve Arap dünyasında olmayan uzun laik geleneğin sonucu mudur? SCHMID: Bugün, Türkiye’de laiklik kültürünün köklü olup olmadığı sorgulanıyor. Türk modeli laiklik iyi işledi çünkü Atatürk, ölümünden sonra bile siyasal hayatın başlıca aktörü olan çok etkin bir devlet oluşturdu. Bir tür kültürel duyarsızlık vardı. Bu da Kemalistlerin hâkimiyetindeki karşı iktidar sistemiyle devam ediyordu. Şimdi iktidar dengesi değişiyor. “Gerçek” ülkenin yüzde 99’u Müslüman, yüzde 80’i inançlı ve yüzde 70’i dinî görevlerini yerine getiriyor, bu nedenle de gerçek laik bir ülkede değiliz. Kısacası ülkenin gerçekten laik olduğundan emin değiliz. Gerçek ülkenin, kendini günlük hayatta ve siyasal alanda daha çok dinsel açıdan ifade edebilme riski var. En azından dinî referans, siyasal rekabete girmiş bulunuyor. Örneğin bütün partiler, buna karşı olanlar bile, seçim listelerine başı kapalı kadınları aldı. SORU: Bu model konusunda diğer bir çelişki de Türk Anayasası’nın hiç İslam’dan söz etmemesi, oysa ki tersine Arap ülkelerinde din sıkça bir hukuk kaynağı olarak kabul edilirken, Türkiye’de siyasal hayata girmeye başlamasına tanıklık ediyoruz… SCHMID: Gerçek fark orada. Arapların dinî açıdan “radikalleşmelerini” beklemiyorduk. Doğal eğilimin, bu sorunun etkisizleştirilmesi yönünde olacağı düşünülüyordu. SORU: Kaldı ki Türk demokrasisi kusursuz değil. SCHMID: Türkiye teknik açıdan çok iyi işleyen bir demokrasi. Bir seçim demokrasisi. AKP iktidara geldiğinden beri, neredeyse her yıl bir seçim var, seçimler serbest, katılım oranı yüksek. Zaten Erdoğan’a yasallığı da bu örnek model sağlıyor. Çünkü geçtiğimiz haziran ayında yapılan seçimlerde oyların yüzde 50’sini aldı. Ancak Türkiye, demokratik kültürün henüz tamamlanmadığı bir ülke. Demokrasi hâlâ çok şiddetli, çok çatışmalı işliyor. Bir diğerini ve bir alternatifi kabullenmekte zorluk yaşanıyor. Çok partili sistem geç geldi ancak bu sistemin işleyip işlemediği sorusu soruluyor. Türkiye, çok rahatsız etmeye başlayan partileri yasaklama geleneğine sahip bir ülke. Bu, iki yıl önce bir Kürt partisinin başına geldi. Hemen hemen aynı dönemde AKP bile büyük bir dava sonrasında kapatılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. SORU: Türkiye kendini bir ilham kaynağı olarak kabul ediyor. SCHMID: Bu Erdoğan’ın deyimi. Türklerin Arap dünyasında kendi modellerini sevdirmek için kullandıkları bir marketing sloganı. Ancak bu modeli beğendirme yönünde direktifler vermesi kabul görmüyor. Buna, Erdoğan’ın Arap baharı ülkeleri Mısır ve Tunus’a yaptığı ziyaretler sırasında laiklikten söz etmesi anında şahit olduk. Tunus’ta İslamcı parti lideri Gannuşi, bu laiklik fikrinden duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Türkiye, ilham kaynağı rolünü oynayabilir ancak her defasında daha fazla müdahalede bulunma veya da bulunmama ikilemi karşısında kalacak. Bana kalırsa, Batılı müttefikler Türkiye’yi bu yönde teşvik etmeseler, Türkiye’nin bunu yapacağından emin değilim. Türkiye bir ikilemle karşı karşıya. Modelinin çelişkili olduğunun farkında. Toplumun yeniden İslamlaştığı bir sırada Arap dünyasında laiklikten söz etmek doğru bir yol göstermiyor. Türkiye’nin imajı biraz karışık. Bunu, Arap aydınların Türkiye’den söz ettiklerinde açıkça görüyoruz. Bu ulusal başarı karşısında duydukları hayranlıkla Türkiye’nin yeniden bölgesel bir güç olması ve bazen de Türk modeli üzerindeki eleştiriler arasında bölünmüş bulunuyorlar.BYEGM’den alıntı yapılmıştır…Kaynak: La Libre Belgique

